tasarım ve dijital ajans yolculuğu-I

Tasarım ve Dijital Ajans Yolculuğu – I

Aklımda uzun zamandır paylaşmayı düşündüğüm fikirleri ve tecrübeleri burada analiz etmek, tasarım ve dijital markalaşma üzerine yaptığımız çalışmalar sonucunda ne gibi faydalar/zararlar sağlandığını anlatmak ve Türkiye’de tasarım ve markalaşmanın nasıl bir perspektife sahip olduğunu anlatarak, bu konuyu birkaç farklı blog yazısına yayarak, bu makalenin amacını deneyim ve birikim ile elde edilen zaman-emek döngüsünün bir nişanesi olarak buradan aktarmayı amaçlıyorum.

Elbette anlatacağım hikaye, büyük ve ciroları yüksek ajansların hikayelerine benzemeyecektir. Çünkü Esnaf ve KOBİ odaklı hedef kitleye hizmet veren bir tasarım atölyesi olarak, atölyede deneyimlediklerimi, gözlemlerimi ve analizlerimi aktaracağımı baştan belirtmek isterim.

12 yıllık yolculuğun 4 yılı freelancer, kalan 8 yılı tasarım atölyesinde her projede farklı görevler alarak geçirmiş birisi olarak, neler gördük, neler yaptık, ne hikayeler anlattık, neleri beceremedik, neleri başardık?

Hazırsanız başlayalım!

Başlangıç

2018’in Haziran başlarında toplamda 3 kişilik bir ekiple Zeze Workshop’un temellerini atarak fotoğraf, video, tasarım ve dijital alanda yenilikler inşa ederek manifestomuzda belirttiğimiz tüm fikirleri, hizmetlerimiz aracılığıyla kurumsal markalar, esnaf, KOBİ ya da bireysel kitleyle buluşturmayı amaçladık.

Aklımızdaki tüm planlama; doğal, üretken ve yaratıcı süreçlerden filtrelenerek yenilikçi bir bakış açısıyla ürettiğimiz tüm çıktılarla hedef kitlemize dolayısıyla onların hedef kitlelerine yarar sağlamak üzerine kurgulanmıştı.

Ne var ki hayat size her zaman adil davranmayabiliyor. Tam bütün planlamamız içerisinde bulunan fiziki ve dijital maliyetlerimizin finansal hesaplarını yapmak üzereyken, açılışımızın henüz 1. ayında hepinizin hatırlayacağı üzere (2018 yaz ayları) Rahip Brunson krizi patlak verdi ve döviz kurları bir anda %40-50 arasında artış gösterdi.

Tabi ki tüm planlamada alımı yapılacak dijital/fiziki araçların fiyatları fırladı (Örn: Almayı hedeflediğimiz bir Pro fotoğraf makinesi body fiyatı bir gün içerisinde 3 katına çıktı!!!), 1 ay içerisinde sağlam network oluşturduğumuzu düşündüğümüz ve tedarikçi olarak konumlandırdığımız birçok firmayla olan sözlü anlaşmalarımız yerle bir oldu.

Kimisi döviz borcunun derdine ya da o gün yaşanan krizin faturasını ödemenin telaşına düştü.

Olabilir, hayatta her şeyin olabileceğine inanan birisi olarak sakin bir kafayla oturup tüm stratejimizi gözden geçirdik ve 4-6 ay içerisindeki bekleme döneminden sonra fotoğraf işini in-house olarak yapmaktan vazgeçtik.

Burada bulunan tüm maliyetleri tasarım ve dijitalleşme tarafına geçirdik. Tabi ki o anda sıçrayan döviz kurları hareket alanımızı daraltmış, maliyetlerimizi öngörülemez bir noktaya taşımıştı (İşyeri Kirası, Vergi, SSK, Stopaj, Günlük Giderler, vb.).

Kararsızlık ve Sessizlik

Tüm bu süreçler içerisinde iş yapabilme yeteneğinin kurulan network ile ne kadar çok genişleyebileceğini bildiğimiz için, farklı bir bakış açısıyla iş geliştirme serüveninin parçası olan beyin fırtınaları ile uzun bir kararsızlık ve sessizlik sürecine girdik.

Tabi ki bu noktada yetenekler, imkanlar ve en önemlisi kurumsal bağlantılar açısından uzağa düşmüş bir dünyanın içerisinde, gece-gündüz demeden tüm bu yolculuk için ne yapabiliriz, ne yapmalıyız, nasıl olacak, vb. soruların cevaplarını bulmaya çalıştık.

Tüm bu süreç pandemi dönemine kadar süren ağır aksak bir modelde ilerledi. Neyse, sonuç olarak tüm iş modelimizi ve bugün ki halini alan yaratıcı atölye kavramının temeli işte bu kararsızlık ve sessizlik süreçlerinde olgunlaştı.

Amaç: Yeni Bir Süreç ve Sürdürülebilir Bir Model

Hikayeyi daha fazla devam ettirmeyeceğim. Amacım, bu yolculuğun temelleri atılırken yaşadığınız ülkeden bağımsız kalamayacağınızı dolayısıyla işletmenizin ülkedeki tüm sosyo-ekonomik hareketler sonucunda düşündüğünüz gibi değil de yolculuğunuz sırasında (Kervan yolda düzülür) stratejinize nasıl yön verebileceğini göstermekti.

Enteresan Bir Talep

Bir içerik yazarı olarak başladığım yolculuk bana şunu öğretti, hangi konuda içerik üretirsen üret o konu hakkında yazmak için okumalar yapman için gerçek bir zaman ayırman gerekiyor. İşletme modeline geçtiğimiz dönemlerde freelance olarak yılda 250-300 bin kelime içerik üretiyordum. Hatta burada bir es vererek başımdan geçen en ilginç içerik yazarlığı deneyimini anlatıp konuyu biraz daha neşelendirelim 😀

O dönemlerde sıklıkla çalıştığım firmalar vardı. Bunlardan birisi çok yoğun bir iş trafiğine sahip olan İstanbul’da bir ajanstı. O ajans neredeyse her hafta farklı iş kollarına sahip firmalar için içerikler ürettiriyordu. Yine bir talep geldi ancak bu talep gerçekten çok garipti.

Perde kornişine yenilik getirmeyi amaçlayan bir firma yeni bir marka ve teknoloji geliştirerek, dijital dünyanın her yerinde yer almak istiyordu. Mükemmel bir sosyal medya profili, üst düzey kullanıcı deneyimine sahip bir web sitesi ve yüzlerce dijital pazarlama stratejisiyle şekillenen farklı mecra görünürlükleri…

Benden bu marka için 10 adet 1000 kelimelik içerik üretmem istenmişti.

Ne üzerine!

Tabi ki perde kornişi üzerine! Tam 10bin kelimelik tamamı perde kornişi (farklı varyasyonlarda) anahtar kelimeleri etrafında kümelenmiş 10 adet içerik üretecektim.

10bin kelime ne anlatabilirdiniz ki? Tüm Google taramalarım ve okumalarım belki de 1-2 saat sürmüştü (normlade 4-8 saatlik bir okuma ve taramaya ihtiyacım vardı o dönemler).

Her ne kadar ajansa bu konuda serzenişte bulunsam da korniş üreten firmanın dijitalleşme konusundaki tüm markalaşma stratejisini her mecrada gözlemlediğim için pek bir sonuç alabileceğimi düşünmedim ve sonuç olarak 10bin kelimelik 10 adet perde kornişi ana fikirli yazıyı 10 – 15 gün içerisinde teslim ettim ama perde kornişinden bahsedebileceğiniz bu kadar kelime nasıl olabilir ki? 😀

Stratejimiz Şekilleniyor

Tüm bu süreç içerisinde kafamda tek bir soru:

Türkiye’de tasarım işi proje bazlı ilerlediği için sürdürülebilir bir modeli nasıl inşa edebilirim?

Türkiye’de web siteleri 90’ların sonlarında popülerleşmeye başladı ve bu durum ne yazık ki o gün kimi teknolojilerin ışığında sabit bir ürün imajıyla pazarlandı.

O yıllarda web sitelerinin canlı bir yayın alanı olduğuyla ilgili girişimlerin sadece düşünce aşamasında kaldığını düşünüyorum (ya da benim iyi niyetim).

Çünkü o dönemlerdeki kullanıcı sayısıyla günümüzü kıyaslamak pek doğru olmayacaktır.

Şu an ki tüm dijital teknolojiler aynı akıllı telefonunuz gibi sürekli güncellenmesi gereken ve açıkları olan kod-veritabanı-framework, CMS, vb. farklı sistemlerden oluşuyor.

İşte tam bu noktada web sitesi tasarımıyla birlikte web site bakım hizmetleri adı altında bir hizmet neden yaratmıyoruz ki diye düşündük.

O dönem maalesef ki müşterilerden gelen (verilen hizmeti aşan ve ücretsiz istenen) talepler bu işin ne kadar zor ve bir o kadar da sürdürülebilir olamayacağını gösterdi.

Müşteri Dilemması: Ömür Boyu Garanti ve Servis Bakımı!

Örneğin farklı ve bir zamanlar beraber çalıştığımız bir ajansın anlattığı bir hikaye aklıma geldi.

8 yıl önce web sitesi hizmeti alan bir müşteri, site yayına alındıktan sonra ne aramış ne sormuş sadece hosting ve alan adı ödemesi yaparak ilerlemiş ve bu 8 yıl içerisinde web sitesinin yönetici paneline 1 kere bir giriş yapılmadan bu şekilde kullanmış.

8 yıl sonra site bir anda bakımsızlıktan, güncellemelerden ya da malware saldırılarından etkilenerek bir şekilde çökmüş. Web sitesini geliştiren kişiyi arayarak durumu aktarmış, o da elbette bakarım demiş. Ancak bu konularda deneyimli olduğu için hemen vereceği hizmetin fiyatını söyleyerek onay almak istemiş.

Ancak web sitesi sahibi bunu duyunca şaşırmış ve “Ne parası verdik ya web sitesi yapılırken!” gibi bir çıkış yapmış. Aldığı hizmetin ömür boyu olacağını garanti ve bakım hizmetinin bu sürede sürekli bir sınırsızlık içerisinde olacağını düşünmesi elbette bu sektörün ilk zamanlarındaki ve bugün ki yanlış yaklaşımlarından kaynaklanan bir durum.

İşte bizim düşlediğimiz sürdürülebilir iş modeli tam olarak bu noktada çıkmaza giriyor. Ancak elbette bu süreçler zaman zaman bizi pes etmeye zorlasa da bizi durdurmaya yetmedi. Biliyorduk ki buna değer verecek bir hedef kitleye ulaşabilirdik.

Görünür Olmak İçin Çaba Sarfetmek

Öyle de oldu!

8 yıllık işletme geçmişimizde 30’dan fazla firmayla bu şekilde çalıştık. Kimine 2. ayda maliyetli gelmeye başladı, kimisi ise daha fazlasını yapmamız için bütçelerini artırdılar. Ama genellikle bu maliyet tüm şirketlerin gözüne çok ciddi bir şekilde batıyor.

Bu halen geçerli bir durum. Ancak bu yolu bizimle birlikte yürüyen harika firmaların hem finansal hem de marka görünürlüğünü yükselttiğimiz gerçeğini ne onlar ne de biz inkar edebiliriz.

Bu perspektif bizi dijital markalaşmanın sürdürülebilir alanlara ve dijital dünyanın her mecrasında görünürlüğün ne kadar önemli olduğuna götürecek bir strateji yolculuğuna çıkararak bizi bugünlere kadar taşıdı.

Her firma maalesef ki dijital alana ödediği ücretin boş bir maliyet olduğunu düşünüyor. Bugüne kadar bu sektör proje bazlı işlerle varlığını sürdürmeye çalıştı.

Binlerden Milyonlara: Müşteriye Gösterilen Her Şey İşin/İşletmenin Aynasıdır

Her ne kadar bir şirket ya da bireysel bir marka kurulumu için gereken tüm ihtiyaçlar dünden farklı olarak evrimleşmiş olsa da Türkiye’de bunu kavrayacak işletme sahiplerini bulabilmek oldukça zor bir çaba olmaktan öteye gidemiyor.

İsmini vermek istemediğim bir marka oluşumunda içerik üretiminden web ve dijital alan stratejisine birlikte çalıştığımız İstanbul merkezli bir firmanın yaşadığı durumu, hem işimize gösterdiğimiz özeni göstermesi hem de dijital marka bilinirliğinin neye etki ettiğini göstermesi açısından önemli bir anektodu anlatarak yazıyı sonlandırmak istiyorum.

Firmanın ana hedefi şuydu; dekorasyon alanında faaliyet gösteriyor ancak hedefi müteahhit ve inşaat projelerinde yer alacak bir alt yüklenici olarak bu alanlarda büyümek ve daha sonra kendi sistemini inşa ederek perakende bir alana doğru geçiş yapmak.

İlk etapta dört dörtlük ve sadece logonun bize iletildiği bir web projesini tamamlayarak işi teslim ettik. Grafiklerinden, illüstrasyonlarına, metin içeriklerinden stratejisine kadar ve tüm altyapıyı arama ağlarına entegre ederek inşa ettik.

Web sitesi açılana kadar küçük cirolar yapan firma Web sitesini yayına almamızla birlikte 6-8 ay içerisinde milyonluk cirolara ulaşmış ve arama ağlarında sektörünün anahtar kelime sıralamasında organik olarak 1. sıraya rahatlıkla yerleşmişti.

Burada anlatmak istediğim edindiği müşterilerle işini büyütmesine yardımcı olduğumuz gerçeği değil! Müşterinin anlattığı bir olayı size aktararak yaptığımız işin aslında tam olarak ne demek olduğunu anlatan bir ana fikirle düşünce dünyanızda işimizi tam olarak göstermeye çalışmak.

Web sitesini teslim ettikten 1 yıl sonra müşteri beni aradı ve telefonda bana şöyle bir şekilde serzenişte bulundu. “Senin yüzünden başıma neler geldi? Beni masrafa soktun!” Garipsedim ancak dinlemeye devam ettim. Daha sonra gülerek başına geleni anlattı.

Büyük çaplı dekorasyon işleri yapan bir firmanın sahibinin kendisine ulaşarak alt yüklenici olarak çalışma isteğini anlattığı bir telefon aldığını söyledi. Bu büyük firmanın sahibi kendisini işyerinde ziyaret edeceğini (zaman vermeyerek) söyleyerek telefonu kapattığını anlattı. Daha sonra bizim firma tabi ki iş yoğunluğundan dolayı işyerinin ortamı atölye (marangoz atölyesini düşünün) tarzında olduğu için kendi işlerine daldığı bir sırada büyük müşterinin geldiğini ve içeri girer girmez şok geçirdiğini anlattı. Sebebini sorduğumda müşterisinin şu cevabı verdiğini söyledi; ” ….. Bey, şu an şok geçiriyorum. Web siteniz aracılığıyla size ulaştım ancak sitenizdeki elde ettiğim izlenimden sonra işyerinizin böyle olacağını hiç düşünmemiştim.”

Tabi ki burada ilk başta telefonu açarken bana söylediği ve serzenişte bulunduğu masrafa soktun girizgahı, eli yüzü düzgün bir işyeri inşaatına ya da dekorasyonuna başlamış olmasıydı.

İşte hedef kitleye gösterilen dijital görünürlük, işyerinizin albenisi kadar önemli ve hedef kitlenizin sizle çalışmaya başlaması için atılan en önemli ilk adımdır.

Zeze Workshop olarak yıllarca bu işi yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Elimizdeki tüm yeteneği ve yaratıcılığı açık, dürüst ve şeffaf bir şekilde anlatıyoruz ki buradaki amacımız; sonucunda karşılaşılacak tüm olumlu-olumsuz durumları tartışma ortamı olmadan bertaraf ederek çözüm için çok fazla çaba sarf etmek.

Peki bu değer önerisi bugünün dünyasında yer edinebilir mi?

Ya da çabalarımız karşılık buluyor mu?

İşte burası tam bir çıkmaz.

Sitemizde, size daha iyi bir gezinme deneyimi sunmak için çerezler kullanıyoruz. Sitemizde gezinerek, çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.